11 Ekim 2008 Cumartesi

Yahşibey Tasarım Çalışmaları - Şevki Pekin Atölye Çalışması


2-14 Ağustos 2008 Yahşibey, Dikili/ İzmir












katılımcılar
Nur Çıkla, itü

Sertan Doğru, itü
İsmail Sevim, itü
Hüma Bakır, itü
Gizem Gürsoy, ytü
Burcu Kumdalı, ytü
Z. Nevbahar Erdem, itü
Özenç Özdere, iyte
Selçuk Balkan, iyte
Doruk Van, eü
Hayriye Öztürk, eü
Ömer Pekin, dsi
yürütücü
Şevki Pekin

yahşi13


bir kavram olarak düşünür düşünmezi de içinde barındırır. düşünmezin varlığı ise yoktur. önemli olan kişinin ilgisi ve düşüncesinin derinliğidir. mutfağın konumu, kapının sağı solu kadar ne yaptığımız ve niye yaptığımızı düşünmek bir planlama işi olan mimari de başarıya atılan ilk adımdır. yahşibey köyünde, gençlerin hep güzel olarak hatırlayacaklarını umduğum on üç günümüz böyle geçti. kitaplığımızda yer alan düşünceler gün gelir gençlere okunur.
şevki pekin

sınır













Boş bir sayfa, elimde bir kalem, aklımda bir sürü fikir ve duyduğum heyecan… Farklı bir şeyler olmalı yine. Tabi bazı kurallar var ama zorunluluklar var, olmazsa olmazlar. Bir hayal ettiğim tasarladığımkonsept doğrultusunda bir form çıkarıcağım ortaya. İlk hedef arazim. Yollar, yapılar, doğal çevre, trafik, insanlar… Hepsi yavaş yavaş şekillendiriyor projemi, ben istesem de istemesem de bazı sınırlar oluşuyor. Aslında kimi zaman korkutur beni bu. Sonra sıra yapının kendisini tasarlamaya gelir. Kulla-nıcı profilim öne çıkar hemen. İhtiyaçları neler neler-le karşılayabilirim. Aslında kolay yollar, kolay kaçışlar,hazır çözümler her zaman aklımın bir ucunda tetikte.Dedim ya bazen zorunluluk gibi hissedilir bazı şeyler… Belki de sık sık.Yahşibey köyünde bir ipucu yakaladım aslında bir şeyler keşfettim kendi adıma… Sınırsız-sınırlar, şeffaf hayali sınırlar. Çok yalın, basit belki de, ama bir o ka-dar da farklı. İki ev arasında bir sınır fark ettim önce,olmayan bir sınır da denebilir. Evlerin bahçeleri ara-sındaki sınırdı ama arada ne ağaçlar, ne çalılık ne de çit vardı. Sınır iki bahçe arasındaki akışın kendi-siydi… Naif ve belirgin.Sırada ev… Tamamen kullanıcıyla birlikte şekillenen,kendi mekânlarını, odalarını kendi oluşturan bir ev. Kulağa sıradan gelse de, bu evin duvarları taş ya da tuğladan oluşmuyor. Bu evin duvarlarını, odala-rını, yani sınırlarını kullanıcılar, içinde yaşayanlar, onların hareketleri, enerjileri oluşturuyor. Tıpkı 2 hafta boyunca Yahşibey de bizi konuk eden evimiz gibi. Çalışma mekânımız, mutfağımız, bahçemiz, odala-rımız, tasarımcının bize verdiği ipuçları doğrultusun-da veya doğrultusuzca bizim enerjimizle, bizle şekil-leniyor. Her birimiz evin birer parçası, ev de bizim bir parçamız, evle bir bütün oluyoruz. Hep düşünürdüm, canlı mekânlar, canlı yapılar, tasarımlar… Sanırım nasıl olduğunu bulmuş, hissetmiş hatta yaşamış oldum.
Peki, Yahşibey’de değil de herhangi bir metropolde bu yaratılabilir mi? Cevap pek de uzağımda de-ğilmiş. Okulum geldi birden aklıma, her ne kadar bazı kısımları katı sınırlar içinde olsa da, 4 senedir çalıştığım mekânların, stüdyoların sınırlarını hep biz belirliyorduk aslında.4 sene boyunca ne sabit bir masam, ne sabit bir dolabım, ne de sabit bir sınıfım oldu. Kimi zaman koridorlar, merdiven avlusu, kimi zaman bahçede bir ağacın altı sınıfım, benim mekânım oldu. Her yer benimdi bende o yerin bir parçasıydım her zaman. Demek ki bu kadar büyük ölçekli bir yapı da canlı, sınırsız olabiliyormuş.Sırada kendi evim vardı düşünmem gereken. Ailem-le yaşadığım yer. Sınırların benim gözümde en es-nek olabileceği ama mekânsal olarak bir o kadar katı sınırları olan. Herkese bir oda, bir sürü eşya. Mut-fak, banyo, salon hep sabit, hatta sabit ölçülerde.Ailemi ve kendimi koca bir boşluğun içinde, herkesinkendi karakterleri kendi yaşayışla kendi şeffaf sınırlar-ını oluşturduğunu düşündüm. Abimle benim odam arasındaki sınır tuğla yerine ikimizin enerjisi, yaşayışı olsaydı belki de çok daha farklı bir ilişkimiz yakınlığımız olurdu kimbilir? Ama eminim tüm ev gerçekten de farklı ve özgün mekânlara sahip olurdu.Hayal etmesidüşünmesi bile heyecan verici ve zevkli benim için. Sınırlar sınırsızlıklar, dokunup göremediğim hayali sınır-lar ve bunun ortaya çıkaracağı farklı tasarımlar, fark-lı deneyimler… Taş, tuğla, cam,çizgisel sınırlar hep. Belki mahremiyet duygumuzdan, belki zorunluluklar-dan belki de korkularımızdan,tereddütlerimizden or-taya çıkan sınırlar. Peki, özgürlüğümüz, özgürlükleri-mizi paylaşmak, tasarımcıyla birlikte kendi mekânla-rımızı yaratabilmek, hatta mekânlarımızı da canlı kı-labilmek, mekânın enerjisi olup onla bütün olmak fik-ri Yahşibey çalışmamız boyunca paylaştığım, keşfet-tiğim diğer bir sürü fikirle eşliğinde tasarım anlayışıma yepyeni bir heyecan, cesurca bir bakış getirdi.
zeynep nevbahar erdem

kimlik;siz

kimlik bir durumu ifade etmek için kullanılan salt bir tanımlamadan ibarettir.
algı sonsuz imkan barındıran durumlarken, kimlik vermeye çalışmak -tanımlamak- sınırlama ve ortak dil oluşturma çabası olarak kalmaktadır.
algıladığımız gri rengin herkes için aynı renk olup olmadığını bilmezken, verdiğimiz 'gri' adı -belkide- yaşamakta olduğumuz farklı renklerdeki dünyanın ortak tanımlarından biridir.
"kimlik algının gölgesi olarak kalmaktadır."
ufak dokunuşlardan ibaret olan mimari algı farklılaşması ve zaman değişimiyle ortaya çıkabilcek diğer işlevleri barındırabilmeli ve 'her duruma' açık olmalıdır. ancak bu şekilde kent ve mimarlık bulunduğu zamana ve bulundurduğu kişilere göre kendini yeniler.
yöreselden çıkıp metropole giden kent farklı kimlikleri, farklı anlarda barındırarak farklı durumlara yol açar. metropol kent, kimliksizliğin sonsuz kombinasyonlarını içinde barındırır. hiçbir zaman kimliğini kaybetmek durumu söz konusu değildir.
kent farklı kimliklerin üst üste düşmesiyle kimliğini bulur.sınırları kaldıran bu durum, kişinin hiçbir yere ait olmama fakat her an her yere ait olabilme durumunu gerçekler.
bir odağın tekeli olmaktan çıkan 'kimliksiz' kent ve mimarlık en kompleksiz durumunu yaşar.
nur çıkla

form












Form, doğada bulunan farklı biçim ve şekillenmelerin soyutlanmasıyla elde edilen bir düzen, bir farklılaşma, bir arayıştır; fonksiyon, estetik, ekonomik ve çevreye bağımlı olma gibi mimari tasarıma girdi sağlayan verilerle şekillenir.
Bir birikimin sonucu olan, hemen her insanın tanımlayıp algılayabileceği sadelikteki temel geometrik formlar; mimaride, bütünü oluşturan farklı parçalara ve bunların farklı şekillerde bir araya gelişlerine olanak sağlar.
Bir bina formunun seçiminde kentsel dokuya uyumgözetilebilir yada bina ‘tek başınadır’, bir ‘kimlik’ barındırmaktadır ve bu haliyle bir uyumsuzluğu içinde barındırabilir. Form, doğruluğu tartışılabilecek ama kesin bir doğruya ulaşılamayacak, tasarımcının ilkelerine göre şekillenecek bir değerdir.
Mimaride estetik olanı tasarlayabilmek, yapıya biçimiyle bir kimlik kazandırmak, çevresiyle bir uyum ya da uyumsuzluk yaratmak, temel geometrik formlar içerisinde insanların kendilerini içine aldıkları sınırları bir derece yıkmak adına bir form arayışı söz konusudur.Kimi zamanda mevcut yapılaşmalardaki taklitlere bir tepkidir farklı form arayışları.
İşlevsellik modern mimarinin dayandığı temel tasarım ilkelerinin en önemlilerinden biri olup Amerikalı Mimar Louis Sullivan tarafından mimarlıkta kullanılan ‘biçim işlevi izler’sloganına dayanır. İçten dışa gelişen mantıksal adımlarla işlevci ve tümevarımcı olan bu yaklaşımla mimari forma ulaşılabilir ancak bu biçimlenişte mimari için önemli olan estetik değerlerin kısmen de olsa göz ardı edilmesi söz konusudur.Tümdengelim bir yaklaşım izlenerek tasarlanacak bir binanın bitmiş formunun önceden belirlenmesi ise bazı estetik formüllerin peşinen kabul edilmişliğini göstermektedir. Bu nedenle tümdengelim yönteminde form verme söz konusu iken tümevarımda form bulmasöz konusudur.
Başarılı mimari bir eserin hem estetiğe hem de fonksiyona cevap verebiliyor olması gerekir.
doruk van



mimar olmak












Mimar olmak bir istektir, ancak bu istek mimar olabilmek anlamına gelmez.
Mimarinin temelinde düşünce vardır. 'Mimar olmak, düşünceleri eyleme geçirmektir.'
Mimar olmak yapılan seçimin ardından kişinin kendini mimar olarak görmesi ile başlar. Kişinin mimar olmak için mimari eğitim alıp almadığı önemli değildir. Eyleme geçmek mimarlıktır. Kaç yaşında olursa olsun kişi kendisini mimar olarak gördüğünde mimardır. Üretkendir.
Mimar olmak beraberinde tek doğru getirmez, kişinin doğrusu kendisidir.
Sadece emek verilmiş doğruların nedenleri olur, nedensiz doğru ise doğru değildir.
Rastlantı mimarinin bir parçası olmamalıdır. Emek verilmemiş, üstünde düşünülmemiş mimari olamaz.
'İyi mimari için düşünce yeterli değildir; düşünce ‘kâğıda dökülmeli’dir, bu şekilde ‘mimari’ üretilmelidir.'
ömer pekin

koruma(ma)

koruma; gelenekseli yeniden üretmek değil, gününün, bugünün ve aradan geçen zamanın izlerini taşıyan bir korumacılık anlamını karşılamalı.
bugün koruma projelerinde, sonucu daha en başından "kurul onaylı, betonarme strüktür üzerine sahte tarihsellik giydirilmiş yapılar" olarak belirlenmiş olsa da bu normların dışına çıkılabilmeli.
geçmişin bugün yeniden yorumlandığı anlayış, eski görünümlü yapı üretiminden daha korumacı. dahası; yapılar tekil tarihi nesneler olmaktansa, çevrelerindeki kültürel ve doğal mirası, kent ile kurduğu ilişkiyi korumak adına bir bütünde ele alınmalı.
yaşanan her dönemin ardından ortaya çıkan birbirinden farklı ya da birbirine benzer form, doku, kimlik arayışlarının yanyana, üstüste bir bütün içinde sürekli olabileceğini benimseyip uygulama yapmak çok da zor değil...
gizem gürsoy

taklit


işlev, malzeme, çevre verileri, kentsel doku, birikimler, içgüdü.. formun oluşumasında etkendirler. ancak bu etkenlerin ne şekildeve oranda biraraya geleceği ve sonuç olarak nasıl bir formun ortaya çıkacağı formüllere bağlı değildir.'form' formüle edildiği zaman, taklit ortaya çıkar.
mimaride çizilen her çizgi, koyulan her nokta 'somut veri'lerle desteklenmelidir. ancak içgüdünün de sürece etkisi de göz ardı edilemez.
kentsel dokuya uyum ile kentsel dokudan farklılaşma arasında, taklit ve özgünlük açısından ince bir çizgi vardır. kentsel dokuya uyum, birebir kopya edilerek değil, kentsel dokunun bugünün ihtiyaçlarıyla ve olanaklarıyla yorumlanması ile sağlanabilir. mimarlık 'yer'e özel olmalı. 'yer' ve ‘zaman’ doğru algılanmalı, bu sayede özgün yapılar üretilmelidir. kentsel doku, bir sonuç ürünü olarak değil, tasarımda başlangıç noktası olarak algılanmalı.

yaratıcılık ve özgünlük okullarda ya da kitaplarda öğretilen kavramlar değillerdir. mimari eğitim, bilgiyi vermelidir. bilgiyi sorgulayıp yorumlayabilen kişi özgün olur. yerel mimarlık, mimari akımlar yüzünden evrenselleşiyor oysa ki mimari evrensel değildir, çünkü mimaride evrensel değerlerden yani tek bir mimarlıktan söz edilemez. mimarlıkta 'iktidar'ın yarattığı bir akım ve dolayısıyla oluşturduğu bir form vardır.
mimari bir akımın peşine takılanlar, akıma uymak adına yaptıkları işlerde, 'yer'i ve 'zaman'ı hiçe sayarlar, hem kendilerini hem de 'iktidar'ı taklit ederler.
'zaman', 'yer', 'kentsel doku' tasarımın özünü olusturur. bulunduğu ‘yer’in ve ‘zaman’ın farkında olan yapı, ‘kent dokusu’na uyarak ya da ondan farklılaşarak kendi kimliğini bulur.
burcu kumdalı

10 Ekim 2008 Cuma

meşhur olmak


Nasıl bir dünyada yaşadığımızı kimse bilmiyor aslında.Herkes tarafından bilinmek, tanınmak, anlaşılmak istiyoruz artık.21. yy mı bizleri bu sistemin bir parçası haline getirdi?Yoksa akımlar mı bizlere birdenbire içimizdekileri ortaya çıkarma gücü verdi ?Yaptığımız işin özünden, içeriğinden daha önemli olan o işin ambalajı ve reklamı oluverdi birden. Reklam belki de bu işin en önemli kısmı. Gazete sayfalarında, dergi kapaklarında bulduk kendimizi. Düşünüyor insan, meşhur olmak bir " iyi mimarlık" ölçütü müdür?Meşhur olmayanlar - kötü mimarlar (?) - neyi eksik yapıyorlar?Meşhur ve dünyanın en başarılı mimarı oldular!Esas meşhur olması gerekenin " mimar" mı, yoksa mimarın kafasında imar ettiği düşünceler mi sorgulanmalı.Mimar; ortaya koyduğudüşüncelerin sonucu olarak meşhur oluyorsa kimsenin buna itirazı olmayacaktır. Birçok ünlü mimar tanınmasaydı, nasıl öğrenecektikişlerini, düşüncelerini? Basılmasalardı kitaplarda, yazılmasalardı dergilerde nereden görecektik 50, 100, ... yıl öncesinin yapıtlarını. Ve bizden sonra nasıl okuyacaklar yeni nesiller şimdi yaptıklarımızı.Mimarlığın dünü, bugünü ve yarını önem kazanacaktır bu şekilde.Bu karmaşada mimara düşen görev, tasarımlarını meşhur olma kaygısıyla form karmaşasına çevirip etik ve estetik değerlerden, insanlardan, uzaklaştırmamasıdır.
hüma bakır

eğitim.mimarlık

mimarlık eğitiminde evrensel doğruları aramak yerine daha gerçekçi’ ve ‘hedef belirleyici’ bir sistem uygulanmalıdır. mimarlık eğitimi için ideal formül bulunamamıştır.formule etme çabasının anlamsızlığı mimarlığın dallı ve grid yapısından kaynaklanmaktadır. mimarlık teori ve pratiğin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu bir meslek olduğu için, eğitim hayatında da bu yön göz ardı edilmemelidir. mimarlık bölümünde mimari proje dışında yer alan mimarlığın beslendiği yan disiplinler ezbere dayalı sistemle işlenmektedir.bunun yerine mimarlık eğitiminde atölye ve kuramsal dersler arasında bir bağ kurulmalı, projedeki kavramlar, kuramsal derslerde tartışılarak öğrencinin zihninde bir dolu soru işareti oluşmalıdır. bu şekilde eğitim sistemi öğrenciyi düşünmeye; sorgulayıp, araştırıp, analiz etmeye iter ve farkındalıklara sahip olmasını sağlar. proje süreci konuşulan, tartışılan, sorular sorulan ve cevapları daha çok soruyla arayan bir süreç olmalıdır. projenin fikir aşamasının değerlendirilmesine ayrılan kısa süre ve çizim değerlendirmesine ayrılan uzun süreler mimarlığın sorunu haline gelir. mimarlık kendi üzerine düşünmelidir. sorular sorulmalı cevapları ararken bazı farkındalıkları kazanılmalıdır. mimarlar topluma yön verebilen insanlar olmuştur. mimarlığın bu yönü mesleğin önemini ortaya koymaktadır. bu bilinci kazanmak için dört yıllık bir eğitim süreci yeterli değildir.
mimarlık bitimsiz bir eğitim sürecidir.
hayriye öztürk

yahşibey’den istanbul’a kent dokusu..


adını sadece bu yörede yaşayan ve avlanan, köylülere geçim kaynağı olan yahşi balığından alan bu köyde; yahşibey’de, köy dokusunu oluşturan yapılar; -dışa kapalılık, -kendi içine dönük fonksiyonları barındıran avlular -kullanılan form: dikdörtgen ve kare plan, yığma yapıya uygunluk -ev duvarı anlamı taşıyan bahçe duvarları -sokak dokusunda sağır bahçe duvarları (avluya açılan kapılar dışında) -yalnız yayalar için yapılmış kaldırımsız sokaklar gibi özellikler taşır. nevzat sayın’ın yahşibey köyünde tasarlayıp uygulamış olduğu 7 yapı köy dokusuyla uyum içindedir. malzeme bakımından dil bütünlüğü sağlanmış olsa dahi kullanılan yapım teknolojilerinden ileri gelen farklılıklar oluşur. bu noktada nevzat sayın’ın aynı dili farklı şiveyle konuştuğu söylenilir.. bu yapılar yahşibey dokusuna asimile edilmiş, tasarım ve uygulama aşamalarında var olan dokuya saygı duyma prensibi esas alınmıştır. bu sebeple yahşibey’deki duvar dokusu bu yapılarda devam ettirilmiştir; örneğin sokakların kesiştiği yerlerde köyün duvar dokusuyla uyumlu olan kavisler yaratılmıştır. Ancak yapılara içinde yaşanılan hayatlarla farklı kimlikler kazandırılmıştır. böylelikle nevzat sayın, ne köylüyü kendine ne de kentliyi köylüye özendirmiştir. yahşibey’de sonradan yapılan yapılar köyün mevcut dokusuyla ne kadar uyumlu olsa da başta istanbul olmak üzere birçok kentimizde yaratılmış doku varolan ile uyumsuzdur. neden öncelikli olarak istanbul? kendi içinde belli bir dokuya sahip tarihi yapıları barındırmakta olan bu şehirde bu yapıların uygun şekilde –kendi kentsel dokusu içinde- korunamadığı bir gerçektir. bunun yanısıra mecidiyeköy’de yapılan gökdelenler bulundukları dokuya uyum sağlayamamakla birlikte form kaygısı duyularak tasarlanıp uygulandıkları için kent dokusunda birer yabancı gibi kalmışlardır.
dokunun imar yapısıyla doğrudan ilişkili olduğunu unutmamak gerekir. bu noktada imar edenlere -mimarlara- büyük görev düşmektedir. önemli olan politikanın ve para hırsının egemen olduğu günümüzde meşhur mimar olmaktan çok çevresine saygı duyan, rant peşinde koşmayan; sadece istanbul’da değil ülkemizin birçok yerinde uygulanan sahte planlamanın tahriplerine susmak yerine karşı çıkan, başarılı mimarlar olabilmektir. doku konusundaki bu duyarlılık yalnızca kentsel tasarım konusunda değil yapı içi planlamada da dikkat edilmesi gereken bir etmen olmalıdır.
böyle bir duyarlılığa sahip olabilmek de iyi ve kaliteli bir mimarlık eğitiminden geçmek ile gerçekleşir; ancak bu eğitim ülkemizde olduğu gibi 4 yıla sıkıştırılmış bir program şeklinde uygulanmamalıdır. asıl önemli olan, şevki pekin’le yahşibey’de yapmış olduğumuz bu workshoptaki gibi geleceğin mimarlarını sadece proje tasarlama ve uygulama açısından değil de birtakım kavramlar üzerine düşünmeye, algılayabilmeye ve ceplerini doldurmaya (bilgi ve deneyimleri biriktirmeye) teşvik edebilmektir.
özenç özdere

mimarlık.kadın

Çağlardan beri süregelen toplum yaşamında erkek; ''avcı, toplayıcı'' gibi sorumlulukları üzerine almıştır. Kadın ise doğası gereği daha narin olması,annelik içgüdüsünden ötürü koruyucu, kollayıcı olması sebebiyle daha az fiziksel güç gerektiren işlerin kontrol edilmesi ve yürütülmesi yönünde roller üstlenmiştir. Kadınların üstün ''annelik'' duygusundan dolayı sevilesi ve saygı duyulası varlıklar olduğunu düşünüyorum.
Yüzyıllar boyunca mimarlık mesleği hep erkeğe atfedilmiş, daha çok erkek mesleği olarak görülmüş ve bugüne kadar da erkeklerin tekelinde olmuştur.Fakat günümüzde üniversitelerin mimarlık fakültelerindeki kadın öğrencilerin sayısının erkek öğrenci sayısından iki kat fazla olduğu düşünülürse önümüzdeki yirmibeş-otuz yıl içinde mimarlık mesleğinin kadınlar tarafından yürütüleceği düşüncesi öne çıkmaktadır. Mimarlık mesleğindeki kadın nüfusunun artmasının başlıca sebeplerinden birisi dünya genelindeki kadın nüfusunun erkek nüfusundan daha fazla artmasıdır, bir diğer sebebi ise ''mimarlık'' kavramının alışılagelmiş olandan daha farklı boyutlara açılmasıdır. Artık mimarlık eskisi gibi şantiye hayatından farklı olarak da ofisortamında, bilgisayar başında düşünüldüğü içinbelkide kadınlar tarafından tercih edilmektedir. Kadınların iş ve ev organizasyonu, bu ikisinibirlikte yürütebilme becerilerinin olması; mimari organizasyon ve şantiye yönetiminibirlikte yürütme adına da erkeklerden daha başarılı olabileceklerinin işareti olabilir.Daha önce de belirttiğim üzere doğası gereği daha narin olan ve ince düşünebilen kadınların mimari tasarımın uygulamaya geçirilmesi aşamasında daha özenli ve detaylı çalışabilme şansını arttırmaktadır.Ofis hayatındaki disiplin ve düzenli çalışmaları da kadınların büro yönetiminde erkekler kadar başarılı olabilme olasılığı düşündürtmektedir. ''Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır '' sözünün ne kadar doğru olduğunu bilmesek de kabul gördüğünü hepimiz bilmekteyiz. Ancak neden başarılı kadınların sayısının az olduğu üzerine düşünceler üretmek daha yapıcı bireylem olabilir. Ataerkil toplum düzenlerinde, islami kurallarla yönetilen tutucu toplumlarda, örneklerini günümüzde de gördüğümüz, dinin toplum üzerindeki baskısının yoğun olduğu ve sürekli empoze edildiği diğer cumhuriyetlerde de kadınları zayıf ve aciz gören zihniyetin; koruma, kollama adına kadınlar üzerinde oluşturduğu baskıyı görmezden gelemeyiz. Günümüzde bunun bazen giyim tarzında, bazen davranış biçimlerinde, bazen eğitimde, bazen de kişisel özgürlüklerde kısıtlama olarak örneklerini görmekteyiz.Kadın üzerindeki bu baskının adına ister mahalle baskısı, ister koruma kollama, ister inanç, ister din deyin özgürlüğü kısıtlanan kadının gün geçtikçe değişen ve gelişen dünya şartlarında özgür düşünce adına tasarımda da bağımsız hareket etmesini düşünmek oldukça güç. bu durumun mimarlığa katkısı üzerine düşünmeli?
selçuk balkan

mimarinin olanaksızlığına (?) dair

" her birey aynı yer için farklı okumalar gerçekleştirebilir ve kendi sınırlarını hareketi ile belirler. bir noktadan diğer bir noktaya ulaşmak için izlediği yol ve o yol üzerinde algılamayı seçtiği elemanlar onun için sınırlarıdır. her birey için yaşadığı kentin sınırları ulaşabildiği en uzak ncktaların bütünüdür. " (r.geron) bu sınır zamana ve kimliğe bağlı olarak 'sürekli' yenilenir durumda olmalıdır ki o sınırlar içerisinde kalınmasın.
mimari 'zaman kazandırmalı' ve bir 'kimliksiz kimlik' oluşturmalı.herşey olamasada çok şey olabileni ortaya koyabilmelidir.
mimarlık için yeter koşul 'nefes olmak'tır. daha iyi mimarlık için derin nefes alınmalıdır.
aralarda derelerde* dolaşılmalı ve bu şekilde uçlar zorlanmalıdır. ve mimarinin oluştan yok-oluşa devam eden bir süreç olduğu, bu sürecin istiflenmesinin suni olduğu unutulmamalıdır.

ismail sevim